top of page

Babel

  • 26 Mar 2025
  • 3 dakikada okunur

Bu yıl okuduğum kitaplar ve bireysel okuma hızım anlamında oldukça verimli başladı diyebilirim. Elimi attığım her kitabın bir şekilde bana dokunması, beni daha da fazla kitap okumaya teşvik edişi gerçekten beni mutlu ve motive ediyor. Bazı zamanlarda çok mükemmel diyebileceğiniz bir kitabın ardından bir süre beklemek, kitabı iyice içinize sindirmek istersiniz. Her ne kadar Babel, bu segmentte bir roman olsa da bitirir bitirmez yeni kitaba başlayarak içimde açtığı boşluğu doldurmaya çalıştım. Babel, son zamanlarda sıkça bahsettiğim ve okuduğum türlerden biri olan, oldukça popüler dark academia  altında kaleme alınmış bir eser. Size biraz konusundan bahsedeyim ve birlikte Babel’in kapılarını aralayalım...


Dünya farklı bir yer, İngiltere her zamanki gibi sömürgeciliği ile diğer devletler üstünde ezici güç kurma peşinde. Ancak günümüz tarihi süreci ile kitapta geçen süreç arasındaki tek fark “sihirli” gümüş çubuklar. Bu çubukların malzemesi olan gümüş farklı devletlerden ithal edilebilse de onları sihirli yapan gücü çalıştırmak için üstün yetenekte dil bilgisi gerekiyor. Üstelik herhangi bir dil değil, yunanca ve latince kesinlikle bilmek kaydıyla üç farklı dile tam anlamıyla hakim olmak, o dil ile düşünüp hareket edebilecek kadar ve her bir kelimenin kökenine inebilecek kadar yetkin olmak gerekiyor. Örneğin idiotes kelimesi hem aptal anlamına gelmekte hem de farklı bir dilin kökeninde unutmak anlamına geliyor ve bu anlam farklılığı, çubuğun özelliği oluyor. Yani bu iki dili de bahsettiğim gibi özümsemiş biriyseniz, çubukta yazan kelimeleri art arda okuduğunuzda içindeki güç aktifleşiyor ve mesela bir şeyleri unutturmaya yarayan bir çubuk meydana geliyor. Son olarak belirtmeliyim ki bu çubuklar İngiltere’nin gizli silahı. Trenlerin çalışmasından, elektrik akımından, tadilat gerektiren tarihi yapıların sağlam kalmasından ve sınır güvenliğinden çubuklar sorumlu. Yani İngiltere, bu çubukları yapamadığı takdirde ayvayı yer de diyebiliriz. Biraz fantastik, farkındayım. Şimdi biraz daha karakterlere bakalım.


Kitabımızın ana kahramanı, küçük yaşta salgın hastalığın çaresiz ve fakir insanları acımasızca öldürdüğü Çin’in Kanton bölgesinde yaşıyor. Annesi ile birlikte kendisi de bu hastalığa yakalanmış ölmeyi beklerken tanımadığı bir adam ona kendisi ile gelmesi halinde onu iyileştireceğini, onu kendi çocuğu gibi yetiştireceğini ancak kendisinden bunun karşılığında İngilizce öğrenerek istediği okulda üstün bir başarıyla okuması gerektiğini söylüyor. Küçük yaşta olan kahramanımız ise salgın nedeniyle herkesin hastalıklı olduğu Kanton’da hayatını idame ettiremeyeceğinin az da olsa bilincinde olduğundan adamın teklifini kabul ediyor. Bu bilinmez adam Oxford Üniversitesi’nin Tercüme Akademisi Profesörlerinden Lovell çıkıyor. Profesör, kahramanımıza kendisine latince kökenli bir ad seçmesini istiyor ve böylece kahramanımız Robin Swift doğuyor. Robin, uzun yıllar Profesör’ün yanında çeşitli hocalardan dil eğitimleri alıyor, saatlerce konuşma ve yazma pratikleri yapıyor ve sonucunda anadili olan Mandarin dilinin yanında yunanca ve latinceye tam anlamıyla hakim oluyor. Üniversite çağına geldiğinde de tahmin edebileceğiniz gibi Robin, kendini Oxford Üniversitesi Tercüme Bölümü’nün kollarına atıyor.


Babel adı verilen 9 katlı bu binanın her bir katında farklı tercüme aktiviteleri ve eğitimler gerçekleşiyor ve sınıf atlayan öğrenciler git gide gümüş çubuk yapma yetkinliğine dair bilgiler ediniyor. Babel’in en üst katında ise diğer devletlerden ithal edilen gümüşlerle anılan sihirli plakalar imal ediliyor. Robin, burada farklı kökenlerden sınıf arkadaşları olan Ramy, Lettie ve Victoria ile tanışır. Dört tercüme öğrencisi İngiliz ırkçılığının tavan yaptığı dönemlerde Babel’de akademik olarak ilerleme ve hayata atılma mücadelesi verirler.


Klasik bir dark academia kitabı altına gizlenmiş bir tarih kitabı okuyorsunuz hissiyatı veren bu eser, gerçekten bitirdiğinizde üstünüzden tır geçmiş gibi hissettirecek ve uzun bir süre unutamayacaksınız diyebilirim. Eserde adı geçen sihirli gümüş çubukların fantastik olması bir yana kesinlikle o dönemlerde değerli olan bir başka şeyin metaforu olduğunu düşünüyorum ve nitekim o gözle bakınca da kitabın akışında bir eksiklik göremiyorum. Başka bir ifadeyle kitapta geçen çubukların sihirli olması sizi fantastik bir kitap okuduğunuz yanılgısına düşürmesin diyorum. İlerleyen sayfalarda da görüleceği üzere ırkçılık, sömürgecilik, tercüme/dil tarihi ve siyaset başta olmak üzere ciddi konular etrafında kurgulandığını söylemek mümkün. Yine de şunu belirtmeliyim ki bu kitabı okuyanların bu ciddi konuların kendilerini sıktığını, kuyguyu bozduğunu söylediklerini duydum. Kendim kesinlikle bu şekilde hissetmesem de hikayenin içine tam olarak adım atılmadığında bu tür diyalogların sıkıcı gelebileceğinin farkındayım. Her halükarda tüm bu can sıkıntılarını aştığınız takdirde sizi yıkıp geçecek, asla tahmin edemeyeceğiniz bir son ile karşılaşacağınızı da bir kez daha belirteyim. Çevrenizde bu kitabı okumamış, duymamış arkadaşlarınıza gönül rahatlığı ile tavsiye edeceğinizi düşündüğüm ve gerçekten benim için 2024’üme damgasını vuran bir kitaptı. Umarım siz de benim gibi düşünüp keyif alırsınız.




 
 
 

Yorumlar


bottom of page