top of page

Meksika Gotiği

  • 26 Mar 2025
  • 2 dakikada okunur

“Korku kitabı” kavramını her zaman biraz küçümsemişimdir. Görmediğim, hissetmediğim bir şeyin beni korkutma olasılığının olmadığını, küçükken anlatılan cinli hikâyelerdeki gibi biraz fantastik ve havada kalmış bir tür olduğunu düşünürüm. Yanlış anlamayın, Stephen King gibi ustaların eserlerini de okudum fakat bunların beni “korkutmayı” başaramadığını, yalnızca nitelikli bir kurgu roman olduklarını söyleyebilirim. Tabi siz yine de korku alanında önermek istediğiniz, gerçekten korkutucu bir kitaptı, etkisinden çıkamadım dediğiniz eserleri benimle paylaşın. Meksika Gotiği’ni kitapçının korku romanları bölümünde görünce, kapağından mıdır bilmem ama ilgimi çekti. Hazır ilgimi çekmeyi başarmış bir korku romanı bulmuşken de kitaba balıklama atladım. Korktum mu? Hayır, ve dolayısıyla bu önyargım devam ediyor. Okumayı önerir miyim? Birazdan öğrenirsiniz…


Noemi Taboada denilen zengin, tatlı ve şımarık kahramanımız bir gün adeta masal gibi malikânesi ve harika bir evliliği olan kuzeni Catalina’dan tuhaf bir mektup aldığında çok şaşırır. Mektupta Catalina kocasının onu zehirlediğinden, hayaletler gördüğünden bahseder. Babası ile birlikte mektubu okuduklarında bunun sanki hiç Catalina’nın ağzından yazılmadığını, mektupta yazılan kadar yazılmayanın olduğunu düşünürler. Başta isteksiz olan Noemi, babasının ısrarı üzerine kuzeninin yaşadığı “Doruk Mevkii” adı verilen malikâneye doğru yola koyulur. Uzaktan ıssız ve boş gözüken, insanın içinde ürperti uyandıran bu yere gittiğinde onu kuzeninin kocası, yakışıklı (fakat kafamda tam bir weirdo olarak canlandırdığım) Virgil Doyle karşılar. Virgil, kendisine Catalina’nın hasta olduğunu, onun için doktor ayarladığını fakat kendisinin gerçek dışı sanrılar gördüğünden bahseder. Oldukça endişeli bir tavır takınan Virgil, Noemi’yi şimdilik ikna etmeyi başarmıştır.


Kaldığı süreçte, evi çekip çevirmekle görevli Florence, konuşmak, sigara içmek, gülmek gibi yasaklar koyunca Noemi’nin başı durmadan belaya girer. Kendisine tek yakın gördüğü Florence’in oğlu Francis ise oldukça içine kapalı, büyüklerin sözünden çıkmayan ve sürekli Noemi’yi kurallara karşı çıkmaması için yola getirmeye çalışan bir tip. Bir türlü uyum sağlayamamanın yanında Doruk Mevkii hakkında işittikleri ve ev sakinlerinin gizemli tavırları onu git gide şüphelendirmeye başlar. Ancak emin olmak için birkaç gün daha kalmaya karar verince işler sarpa sarmaya başlar. Kendisini bekleyen korkutucu rüyalar, duvarlardan gelen sesler ve kuzenini görmeye kısıtlı zaman diliminde izin verilmesi, bir yandan Noemi’ye kaç derken bir yandan da önce kuzenini kurtar demektedir.


Gelelim eser ile ilgili yorumuma. Açıkçası bunun bir korku romanı olmadığı konusunda eminim, aksi takdirde okuduğum King romanlarına haksızlık etmiş olurum. Yine de bağımsız bir eser olarak değerlendirildiğinde kurgunun özgünlüğü bakımından beni şaşırtan u-dönüşleri oldu. Özellikle tüm bu rüyaların, sanrıların bağlandığı yer asla beklenmedik bir nedene bağlanıyor. Belki de bu kitaba korku değil de genel bir kurgu gözüyle baksam daha çok sevebilirdim diyorum, çünkü istemsiz olarak kendinize belirli bir beklenti koyuyorsunuz ve o beklentiyi elde edemeyince okuduğunuz eser size biraz yavan geliyor. Kitap her ne kadar akıcı olsa da belirli bir yerden sonra aynı sahneleri tekrar tekrar okuyormuş hissi, karakterler arasında duygusuz diyaloglar insanı bayıyor diyebilirim. Karakterlere ısınmadıktan sonra da bir kitabın kurgusunun içine girebilmemiz ve o perspektiften okumaya devam etmemiz oldukça zorlaşıyor. Elbette bunlar tamamen benim fikrim, sonuçta bu kitap yılın en iyi korku romanı alanında birinci olarak seçilmiş bir eser. Ayrıca Yeşimin ve Gölgenin Tanrıları kitabının da yazarı olan Silvia Moreno-Garcia’nın kaleminden çıkma.  Özetle diyeceğim şu ki; kimseye bu kitabı okuma demem, ancak önereceğim kitaplar arasında yer almadığını üzülerek belirtmeliyim.




 
 
 

Yorumlar


bottom of page