top of page

Yabani Kalbin Yakınlarında

  • 26 Mar 2025
  • 2 dakikada okunur

Beni bilirsiniz, bol monologlu, hüzünlü, abartılı şiirsel kitaplar okumaktan hoşlanmam. Ancak yine de farklı türlere kapı açmış olmak adına herkes tarafından çokça beğenilip "kadınlığımı yeniden keşfettim" "herkesin 30 yaşından önce okuması gereken kitaplardan" denilen ve yüzyılın en iyi kadın yazarlarından biri olarak anılan Clarice Lispector'a ait olan bu esere bir şans vermek istedim. Pişman mıyım? Biraz.


Kitabın konusu şudur diyebileceğim kadar bir olay örgüsü içinde anlatılmıyor hikaye fakat temel olarak Joana'nın küçük bir çocuk olarak başlayan yolculuğunun genç yetişkinliğe evrimine kadar olan sürecinden bahsediyor diyebilirim. Bu süreçte babası ile olan diyalogları, eşiyle olan diyalogları ve en çok da kendisiyle olan diyalogları dikkat çekiyor. Ne var ki Joana özel bir kız (ve burada bir parantez açarak "maalesef ki" demek istiyorum), her şeyi ince detayına kadar düşünen, adeta overthinking ustası, içine kapanık, melankolik ve bence kaygı seviyesi oldukça yüksek bir kişilik. Bu karakteristik nitelikler kitaba farklı bir boyut katmış olsa da benim için oldukça yorucu, uzadıkça uzayan konuları açan ve nasıl incecik bir kitap bu kadar akmaz dedirten bir eser oldu.


Elbette ki kitabı beğenen okuyucuların niçin beğenmiş olduğunu anlamadığımı söylemem haksızlık olur. Gerçekten de kitap içerisinde bana hayatımdaki erkeklerle olan ilişkilerimi, evliliğe bakışımı ve kendi değerini bilmeyi gözden geçirmemi sağlayan bölümler mevcuttu. Bazı yerlerde ise ne denmek istediğini anlamadığım halde bir cümlenin içerisine çekilip derin derin düşüncelere daldığımı da hissettim. Fakat en başta dediğim üzere Clarice gerçekten çok zor ilerleyen ve tamamen odaklanmadığınız halde ne anlattığını kavramanın güç olduğu bir eser kaleme aldığı için niçin bu türde okumaktan hoşlanmadığımı hatırlattı.


Her halükarda bu kitabı okuyup uzun bir zaman sonra farklı bir şekilde hayatımdaki ilişkilerimi ve kendimi incelemem bile okunabilecek türden bir hikaye olduğunu ifade etmek için yeterli olur düşüncesindeyim. Belki siz bu kitabı elinize aldığınızda size çok daha farklı şeyler ifade edebilir ve farklı duygular uyandırabilir. Bu durum birazcık karanlıktaki fil hikayesine benziyor. İçeride neyin olduğunu bilmeyen insanlar karanlık bir odaya girip file dokunuyor. Çıktıklarında ise herkes farklı yerlere dokunduğundan odadaki nesneyi farklı algılıyor. Biri odada olan şeye uzun bir sütun derken diğeri sivri bir taş vardı şeklinde düşünebiliyor. Tam olarak yazarın da istediğinin bu olduğu düşüncesindeyim. Siz de zor bir kitap bulup okuma peşindeyseniz bu kitabın sizin için biçilmiş kaftan olduğuna inanıyorum.

Bir noktanın, boyutları olmayan tek bir noktanın en büyük yalnızlık olduğu geldi mi hiç aklına?


 
 
 

Yorumlar


bottom of page